#SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Net Zero, ESG ve Döngüsellik: Sürdürülebilirliğin Ortak Dili

Sürdürülebilirlik bugün yalnızca çevre odaklı bir yaklaşım değil; şirketlerin stratejilerini, yatırım kararlarını, itibar yönetimini ve paydaş ilişkilerini doğrudan etkileyen bütüncül bir iş yapış biçimi olarak ele alınıyor. Ancak kavramın giderek daha fazla kullanılması, beraberinde bir kavram karmaşasını da getiriyor. ESG, Net Zero, döngüsellik gibi terimler sıkça karşımıza çıkarken, bu kavramların içinin ne ölçüde dolu olduğu sorusu da önem kazanıyor. Tam bu noktada “yeşil yıkama” (greenwashing) kavramı devreye giriyor.

Bu yazımızda, sürdürülebilirlik alanında en sık kullanılan temel kavramları akademik çerçeveler ışığında ele alıyor; aynı zamanda bu kavramların yüzeysel ve yanıltıcı biçimde kullanılmasını ifade eden yeşil yıkamayı nasıl ayırt edebileceğimizi tartışıyoruz.

ESG Nedir?

ESG, İngilizce Environmental (Çevresel), Social (Sosyal) ve Governance (Yönetişim) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Kavram, şirketlerin yalnızca finansal performanslarına değil; çevresel etkilerine, toplumsal sorumluluklarına ve kurumsal yönetim yapılarına da odaklanılması gerektiğini savunur.

Akademik literatürde ESG yaklaşımı, paydaş teorisi (stakeholder theory) ile yakından ilişkilendirilir. Bu teoriye göre şirketler yalnızca hissedarlarına değil; çalışanlara, topluma, çevreye ve gelecek kuşaklara karşı da sorumludur. ESG çerçevesi, bu sorumlulukların ölçülebilir ve raporlanabilir hale gelmesini amaçlar.

Özetle ESG:

  • Çevresel (E): İklim değişikliği, enerji kullanımı, atık yönetimi, doğal kaynakların korunması
  • Sosyal (S): Çalışan hakları, çeşitlilik ve kapsayıcılık, iş sağlığı ve güvenliği, toplumsal katkı
  • Yönetişim (G): Etik ilkeler, şeffaflık, yönetim kurulu yapısı, risk ve uyum yönetimi

ESG, bir iletişim dili değil; kurumsal performansın çok boyutlu bir değerlendirme aracıdır.

Net Zero (Net Sıfır) Ne Anlama Gelir?

Net Zero, bir kurumun, ülkenin ya da sektörün atmosfere saldığı sera gazı miktarını, aynı miktarda emisyonu azaltarak veya dengeleyerek sıfıra indirmesi anlamına gelir. Buradaki kritik nokta, “net” ifadesidir. Amaç, yalnızca dengeleme mekanizmalarına yaslanmak değil; öncelikle emisyonları azaltmaktır.

Bilimsel çalışmalara göre Net Zero hedefleri üç temel aşamadan oluşur:

  1. Ölçüm: Karbon ayak izinin kapsamlı şekilde hesaplanması (Scope 1, 2 ve 3)
  2. Azaltım: Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, süreç iyileştirmeleri
  3. Dengeleme: Kalan emisyonlar için karbon yutakları veya güvenilir dengeleme mekanizmaları

IPCC raporları, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için Net Zero hedeflerinin 2050 yılına kadar gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgular. Ancak aynı raporlar, dengeleme mekanizmalarına aşırı güvenmenin iklim risklerini artırabileceğini de belirtir. Bu nedenle akademik literatürde Net Zero, öncelikle emisyon azaltımına dayalı bir dönüşüm olarak ele alınır.

Döngüsellik ve Döngüsel Ekonomi

Döngüsel ekonomi, geleneksel “al–kullan–at” modeline karşılık; kaynakların mümkün olan en uzun süre sistem içinde tutulmasını hedefleyen bir ekonomik yaklaşımdır. Bu modelde atık, sistemin dışına çıkan bir unsur değil; yeniden değerlendirilen bir girdidir.

Akademik tanımlara göre döngüsel ekonomi üç temel ilkeye dayanır:

  • Atığın ve kirliliğin tasarım aşamasında önlenmesi
  • Ürün ve malzemelerin mümkün olduğunca uzun süre kullanılması
  • Doğal sistemlerin yenilenmesine katkı sağlanması

Ellen MacArthur Foundation’ın döngüsel ekonomi modeli, bu yaklaşımı yalnızca çevresel bir çözüm olarak değil; ekonomik dayanıklılığı ve kaynak güvenliğini artıran bir sistem olarak tanımlar. Geissdoerfer ve arkadaşlarına göre döngüsel ekonomi, sürdürülebilir kalkınmanın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarını aynı anda ele alabilen nadir çerçevelerden biridir.

Yeşil Yıkama (Greenwashing) Nedir?

Yeşil yıkama, bir kurumun veya markanın çevresel ya da sosyal performansını olduğundan daha iyi gösteren, yanıltıcı veya eksik sürdürülebilirlik iddialarını ifade eder. Kavram ilk kez çevre politikaları literatüründe, şirketlerin çevre dostu görünme çabalarının gerçek etkilerle örtüşmemesi durumunu tanımlamak için kullanılmıştır.

Akademik çalışmalara göre yeşil yıkama genellikle şu biçimlerde ortaya çıkar:

  • Belirsiz ve ölçülemeyen ifadeler kullanmak (“doğa dostu”, “yeşil”, “sürdürülebilir” gibi)
  • Yalnızca olumlu bir uygulamayı öne çıkarıp, genel etkiyi gizlemek
  • Sertifikasyon veya veriyle desteklenmeyen iddialar paylaşmak
  • Uzun vadeli hedefleri bugünün başarısı gibi sunmak

Delmas ve Burbano’ya göre yeşil yıkama, bilgi asimetrisi ve düzenleyici boşlukların olduğu ortamlarda daha yaygın görülür. Lyon ve Montgomery ise yeşil yıkamanın kısa vadede algı avantajı sağlasa da uzun vadede kurumsal itibar ve güven üzerinde ciddi riskler yarattığını ortaya koyar.

Yeşil Yıkamayı Nasıl Ayırt Edebiliriz?

Yeşil yıkamayı ayırt etmek için şu sorular yol gösterici olabilir:

  • İddialar ölçülebilir mi ve veriye dayanıyor mu?
  • Paylaşılan bilgiler bağımsız denetim veya standartlarla destekleniyor mu?
  • Başarılar kadar zorluklar ve riskler de açıkça ifade ediliyor mu?
  • Sürdürülebilirlik söylemi, şirketin genel iş modeliyle uyumlu mu?

Akademik literatür, şeffaf raporlama, karşılaştırılabilir göstergeler ve tutarlı uzun vadeli hedeflerin yeşil yıkamaya karşı en güçlü araçlar olduğunu ortaya koyuyor.

Kavramlardan Güvene

Sürdürülebilirlik terimlerini doğru anlamak, yalnızca kavramsal bir netlik sağlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda şirketlerin gerçek etki yaratma kapasitesini, paydaşlarla kurduğu güven ilişkisini ve uzun vadeli dayanıklılığını da doğrudan etkiler. ESG, Net Zero ve döngüsellik gibi kavramlar, doğru uygulandığında birer iletişim aracı ya da geçici trend değil; kurumsal stratejinin merkezine yerleşmesi gereken yapısal yaklaşımlardır.

Akademik literatür, sürdürülebilirlik performansının tutarlılık ve süreklilik gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Kısa vadeli kazanımlar veya yalnızca algı yönetimine dayalı söylemler, yeşil yıkama riskini artırırken; şeffaf, ölçülebilir ve bilim temelli yaklaşımlar uzun vadede kurumsal itibarı güçlendirmektedir. Bu bağlamda sürdürülebilirlik, ne tek seferlik bir hedef ne de yalnızca raporlama dönemlerine sıkışan bir faaliyet alanıdır; aksine, karar alma süreçlerine entegre edilen sürekli bir dönüşüm yolculuğudur.

Yeşil yıkamadan uzak durmanın en etkili yolu, şirketlerin kendi etki alanlarını bütüncül biçimde değerlendirmesi ve yalnızca başarılarını değil, karşılaştıkları zorlukları ve gelişim alanlarını da açıkça paylaşmasıdır. Akademik çalışmalar, bu tür bir açıklığın paydaş güvenini artırdığını ve uzun vadede daha sağlam bir kurumsal meşruiyet yarattığını göstermektedir.

Sonuç olarak sürdürülebilirlik, kavramlardan ibaret bir söylem değil; güvene dayalı bir ilişki biçimidir. Bugün kullanılan dil, belirlenen hedefler ve atılan adımlar; yalnızca bugünün performansını değil, geleceğe bırakılacak kurumsal mirası da şekillendirir. Bilim temelli, şeffaf ve tutarlı bir sürdürülebilirlik yaklaşımı ise şirketlerin yalnızca bugünü yönetmesini değil, yarını inşa etmesini mümkün kılar.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir